Menü

05 Eylül 2010 Pazar




Linkler

Aydın Valiliği
SHÇEK
TC Kimlik No Öğrenme
Resmi Gazete

  Çocuk İhmal-İstismarı

1. GİRİŞ:
 Bir eylem, o eylemi gerçekleştirenin niyetine göre değil, çocuk üzerinde yarattığı etkiye göre istismar teşkil eder.

 "ÇOCUK" kavramı tarihte toplumun yapılarına, kültürlerine, inançlarına, ekonomilerine göre değişen bir kavramdır. [1] Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre ise "Ulusal yasalarca daha genç bir yaşta reşit sayılma hariç, 18 yaşın altındaki her insan çocuk sayılır".

 Çocuk doğduğu andan itibaren büyüme süreci içinde ailesiyle özellikle babası ile kurduğu etkileşimden çıkardığı sonuçları özümseyerek kişiliğinin ve ruhsal yapısının temellerini oluşturmaktadır. Toplumların geleceği olan çocuk ve gençlerin her yönden sağlıklı yetiştirilmeleri, kişilik gelişimleri için de çok önemlidir. [2]

 Çocuk ana babaya yalnızca bakım ve beslenme açısından değil aynı zamanda ilgi ve sevgi bakımından da muhtaçtır. Çocuk sevgi dolu ve huzurlu bir aile ortamında kurduğu temellerle davranışlarını, sosyal ilişkilerini ve topluma uyumunu düzenler. Nesillerin iyi yetişmesi, ana ve babaların tutumlarına bağlıdır ve onların eseridir. Bu nedenle ana babaların çocuklarına karşı gösterdikleri tutum ve davranışlar, çocuğun yetiştiği ortam, çevresindeki diğer yetişkinlerin davranışları çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirmesi açısından önemlidir.

 Ana babaların çocuklarına karşı gösterdikleri tutumlardan birisi hoşgörüdür. Çocuk merkezli bu tutumda, ailenin merkezi çocuk olmuştur. Çocuğun hiçbir sorumluluğu yoktur, ilgi içinde boğulmuştur. Çocuk herhangi bir neden yokken hediyeler verilerek ödüllendirilir. Bir diğeri ise ilgisiz tutumdur. Çocuklarına karşı çok az ilgi gösteren ailelerin tutumudur. Genelde çocukları tarafından rahatsız edilmek istemezler. Çocukların davranışlarında her hangi bir kısıtlama yoktur. Katı, baskıcı tutumda ise aile çocuğa aşırı baskı uygular, çocuk itiraz edince cezalandırılacağını bilir. Bu tip ana babalar çocukların çabuk büyüyüp olgunlaşmasını isterler. Diğer bir ana baba tutumu da reddeden ana baba tutumudur. Ana baba çocuğa karşı düşmanca bir tavır içindedir. Sık sık çocuğu cezalandırır. Çocuklarının uslanmaz bir yaramaz olduğunu düşünür. Koruyucu ana babalar ise çocuğu her konuda korumak isterler, çocuğun yapabileceği şeyleri bile kendileri yaparak fırsat vermezler. Destekleyici ana babalar ise çocuklarına karşı pozitif tutum sergilerler. Çocuklarını gerektiği zaman desteklerler, çocuklarına bağlı olmakla birlikte onun kölesi olmayan kişilerdir. [3]

 Ana babaların çocuklarına karşı tutumları, kendi kişilik özelliklerinden, içinde yetiştikleri sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik koşullardan, eğitim düzeyinden, çocuklarına ait özelliklerden ve içinde bulundukları toplumun geleneksel çocuk yetiştirme yöntemlerinden etkilenmektedir.

 Çocuğun ihmal ve istismarı ise, çocuğun duygusal yaşantısını ve kişiliğini direkt olarak etkilemekte, çocuğun ilerideki yaşantısında sağlıksız bir kişilik geliştirmesine neden olabilmektedir.

2. SORUN: ÇOCUĞA YÖNELİK ŞİDDET, ÇOCUK İHMAL ve İSTİSMARI

 Çocuğun sağlığını, fizik ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek yapılan hareket ya da davranışlara "Çocuk İstismarı" denmektedir. Çocuğun sağlığı, fiziksel veya psikolojik gelişimi için gerekli ihtiyaçların karşılanmaması ise "Çocuk İhmali" olarak tanımlanmaktadır.

 Çocuk ihmal ve istismarı kapsamlı bir olgu olmasına karşın çocuğa yönelik istismar kapsamında fiziksel istismar ön plana çıkmaktadır. Aral (1997) yaptığı çalışmada çocukların % 65.72’sinin anne ya da babası tarafından fiziksel istismara uğradıklarını belirlemiştir. [4]

 Çocuk ihmali genelde ailenin, ilgili kurumların ya da devletin çocuğa karşı en temel sorumluluklarını yerine getirmemesi şeklinde tanımlanabilir. Bir bütün olarak toplum, kurumlar ve bireyler tarafından geliştirilen ihmal davranışı, çocukların eşit hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılması sonucunda onların en üst düzeyde gelişimlerini engelleyici davranışlar olarak ortaya çıkmaktadır. Çocuğun bakım ve beslenme gereksinimlerinin yeterince karşılanmaması gerekli tıbbi müdahalelerin yapılmaması, anne baba olarak çocuğa karşı danışmanlık görevinin yeterince yerine getirilmemesi ve çocuğun tek başına bırakılması ihmal davranışına örnek olarak verilebilir.

 Aktif bir olgu olarak nitelendirilen istismar ise anne, baba ya da bakıcının çocuğa zarar vermesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Çocuk istismarı istem dahilinde fiziksel zarar verme, çocuğun kötü beslenmesine yol açma, cinsel istismar, çıkar için kullanma, bundan da öte çocuğun normal fiziksel ve zihinsel gelişimini kısıtlayıcı her türlü faaliyette bulunmayı içermektedir.

 İhmal ve istismarı birbirinden ayıran en temel nokta istismarın aktif, ihmalin ise pasif bir olgu olmasıdır. Çocuk ihmal ve istismarı, çocuğun normal fiziksel ve zihinsel gelişimini kısıtlayıcı olan fiziksel, duygusal ve cinsel ihmal ve istismarı içermektedir. Ancak bunları birbirinden ayırmak oldukça zordur.

 Yakın kişilerin çocuğun gelişimine sürekli zarar veren hareketleri sonucu çocuğa sosyal olarak mevcut kaynakların sağlanmaması, bunlardan yoksun bırakılması fiziksel ihmal olarak tanımlanabilir. İstismar türleri içinde tanımlanması ve belirlenmesi en kolay olan fiziksel istismar ise çocuğun kaza dışı hasar görmesi ya da fiziksel olarak cezalandırılması olarak tanımlanabilir. [5]

 Çocukların cinsel sömürüye karşı korunmaması ve ilgisiz kalınması, cinsel gelişime gereken önemin verilmemesi cinsel ihmal olarak ifade edilmektedir. [6] Cinsel istismar, cinsel doyum için çocuğu kullanmak ya da bir başkasının çocuğu bu amaçla kullanmasına izin vermektir. Bir yetişkinin cinsel haz duymak amacıyla çocuğun cinsel organlarını okşaması, tecavüz etmesi, teşhircilik yapması, çocuğu pornografi aracı olarak kullanması şeklinde tanımlanabilen cinsel istismar, cinsel doyumu çocuklarla ilişkide arayan cinsel açıdan yetersiz kişilerce başvurulan bir suç çeşidi sayılmaktadır. [7] Toplumca kabul edilmeyen ve duygusal açıdan en yoğun yaşanan cinsel istismar türünün, aile içinde ya da çocukla kan bağı olan kişiler arasında olduğu da bilinen bir gerçektir. Ancak bu tür vakaların belirlenmesi oldukça güçtür. Yapılan araştırmalar cinsel tacizin en çok üç-beş yaşlar arasında yaygın olduğunu ortaya koymuştur.[8]

 Çocuğun sevilmemesi, ihtiyacı olan duygusal ilgi ve yakınlığın ona gösterilmemesi duygusal ihmal olarak kabul edilmektedir.

 Duygusal istismar ise tek başına görülebildiği gibi fiziksel ve cinsel istismarla birlikte de görülmektedir. Ebeveynlerin ya da çevredeki diğer yetişkinlerin çocuğun yeteneklerinin üzerinde istek ve beklentiler içinde olmaları ve saldırganca davranmaları anlamına gelen duygusal istismarın izleri yaşam boyunca kendini gösterebilmektedir. Anne-babası tarafından sürekli eleştirilen, aşağılanan, sevgi ve ilgi ihtiyacı yeterince karşılanamayan çocuklar, pasif kişilik özelliklerine sahip, kendine güveni olmayan ve antisosyal davranışlar gösteren kişiler olarak tanımlanmaktadır. Bunların yanı sıra duygusal istismar, çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimlerini de olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu çocuklarda normal zihinsel kapasite olmasına rağmen, öğrenme güçlüğü ve dikkat dağınıklığı gibi sorunlar görülmektedir. Dolayısıyla duygusal istismar çocuğun hem kişiliği hem de başarısını olumsuz yönde etkilemektedir. [9]

 Çocuk ihmal ve istismarı ailenin yaşam stresiyle ilgili olup ailedeki ekonomik ve sosyal stresler, ihmal ve istismara yol açabilir. Çocuğun ihmal ve istismar edilmesine neden olan faktörleri iç ve dış stres faktörleri olarak gruplamak mümkündür. [10] Dış stres faktörleri; bazı ekonomik, sosyal, çevresel ve kültürel özellikler ailede sıkıntı yaratarak çocuğun ihmal ve istismarına yol açabilir. Ekonomik yetersizlik aile için en önemli stres kaynaklarından biri olup yoksulluk, işsizlik, borçlanma şeklinde kendini gösterebilir. Aynı zamanda iyi beslenememe, yetersiz ev koşulları, sağlıksızlık gibi sorunları da beraberinde getirebilir. İç stres faktörleri ise anne-babanın kişilik yapısı, çocuğun özellikleri ve çevreye bağlı olarak çocuktan gereğinden fazla istekte bulunulması şeklinde gruplandırılabilir. [11]

 Anne-baba yoksunluğu ise ayrı bir iç stres faktörü olarak ele alınabilir. Ölüm, boşanma veya ayrı bir yerde çalışma nedeniyle parçalanmış aileler, çocuk istismarında önemli bir risk grubunu oluşturmaktadır. Anne-baba tarafından ihmal ve istismar edilme, anne-baba arasındaki şiddete tanık olma, parçalanmış aileden gelme veya çeşitli aile sorunlarının çocukta yarattığı duygular çocuğun yaşam biçimini ve ilişkilerini önemli ölçüde etkileyerek çocuğun bunları öğrenerek taklit etmesine, dolayısıyla istismarcı bir kişilik kazanmasına neden olabilir. [12]

 Çocukların bedensel, zihinsel ya da ruhsal sağlıklarına zarar veren, gelişimlerini engelleyen tutum ve davranışlar çocukları 5 şekilde örseleyebilmektedir.
• Fiziksel: Bir erişkinin itaati sağlama, cezalandırma ya da öfke boşaltma amacı ile elle ve/veya aletle çocuğun vücudunun herhangi bir yerine iz bırakacak şekilde şiddet uygulayarak çocuğa bir zarar verilmesidir. Bu dövülme, yanma, ısırılma vb. yollarla olabilir. Sadece dayak değil, çocuğu yaralayan, vücudunda iz bırakan, kaza dışındaki her türlü eylem "Fiziksel İstismardır".
• Cinsel: Çocuğun kendisinden en az 4 yaş büyük bir kişi tarafından cinsel haz amacı ile zorla ya da ikna edilerek cinsel etkileşime maruz bırakılmasıdır. Çocuğun rızası olsun olmasın ırzına geçilmesi, cinsel organlarının ellenmesi, müstehcen sözlere maruz bırakılması, yetişkinin cinsel organlarını okşamaya yöneltilmesi veya zorlanması, çocuğun pornografide ya da fuhuşta kullanılması, çocuğa pornografik materyal izlettirilmesi, teşhircilik vb. gibi davranışlara maruz bırakılması "Cinsel İstismardır".
• Duygusal: Çocuğun içgörüsünü ya da duygusal bütünlüğünü bozan her türlü eylem ya da eylemsizliktir. Reddetme, yalnız bırakma, aşırı koruma, aşırı hoşgörü, baskı, sevgiden ve uyarandan yoksun bırakma, sürekli eleştiri, aşağılama, tehdit, korkutma, yıldırma, suça yöneltme, suçlama, yok sayma, çocuğun yaşına ve özelliklerine uygun olmayan beklentiler içinde olma, çocuğu aile içi uyuşmazlıklarda taraf tutmaya zorlama, aile içi şiddete tanık etme vb. davranışlar “Duygusal İstismardır”.
• Ekonomik: Çocuğun gelişimini engelleyici, haklarını ihlal edici işlerde ya da düşük ücretli iş gücü olarak çalışması veya çalıştırılması "Ekonomik İstismardır".
• Çocuk İhmali: Çocuğun beslenme, barınma, giyim, hijyen, oyun, eğitim, güvenlik ve sağlık hizmetini sağlama görevinin reddedilmesi ya da yerine getirilmemesidir. Fiziksel ya da duygusal sağlığa bilinçli ve isteyerek zarar verildiği taktirde "AKTİF" (buluntu bebeklerde olduğu gibi); bilgisizlik, olanaksızlık, umursamazlık gibi nedenlerle oluşursa "PASİF" çocuk ihmalinden söz edilir.
• Fiziksel İstismar (Şiddet)

 Şiddet olgusu günümüz toplumlarının temel sorun alanlarından birisini oluşturmaktadır. Yine buna paralel olarak şiddet sosyal bilimcilerin ve ruhbilimcilerin de temel araştırma konularından biri haline gelmiştir. Ancak yapılan tüm çalışmalara rağmen henüz şiddet olgusu üzerinde ortak bir tanımlamaya varılamamıştır. Kimi zaman şiddet olgusundan belli amaçları gerçekleştirmek amacı ile yararlanılırken, kimi zaman de toplumsal yapı içerisinden bu olgu sökülüp atılmaya çalışılmıştır.

 Şiddet; bir kişiye güç ya da baskı uygulayarak isteği dışında bir şey yapmak ya da yaptırmak, şiddet uygulama eylemi ise zorlama, saldırı, kaba kuvvet, bedensel ya da psikolojik acı çektirme ya da işkence, vurma, yaralama olarak tanımlanabilir. Dar anlamıyla ele alındığında şiddet, insanın bedensel bütünlüğüne karşı dışarıdan yöneltilen sert ve acı verici bir edim olarak tanımlanır. İnsanın kendine yönelik yıkıcılığını temsil eden intihar (özkıyım) da bu grupta değerlendirilmektedir. [13]

 Ancak tüm ülkelerde baskın bir eğilim ve davranış olan savaş, şiddet ve kötü muamele, dünyada milyonlarca çocuğu bir "Şiddet Kültürü" ile karşı karşıya bırakmaktadır. Bugün dünyanın her yerinde çocuklar; okulda, evde, sokakta, bakım kurumlarında ya da toplumun farklı kesimlerinde şiddetin çeşitli şekilleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Şiddet; fiziksel, duygusal, cinsel ya da ekonomik yönleri ile toplumun hemen her kesiminde çocukların karşısına çıkmakta ve çocukları, bazen şiddetin tanığı, bazen de şiddetin mağduru ya da şiddeti uygulayan kişiler olarak karşımıza çıkarmaktadır. Yapılan araştırmalar ortaya koymuştur ki, şiddet kültürü ile yetişen çocuklar ileride bu şiddeti uygulayan kişiler olarak karşımıza çıkmakta başka bir deyişle “... şiddetin normalleşmesi sonucu, iletişim aracı veya çatışma çözümüne cevap olarak bu davranış modelini benimsemektedir.” [14]

 Çocuğa yönelik şiddet, günümüzde en yaygın olan ve meşru görülen şiddet biçimidir. Çocuğa karşı şiddetin yıkıcı etkileri yüzeysel yaralamalardan sürekli fiziksel, bilişsel ve duygusal bozukluğa ve hatta ölümlere yol açabilmektedir. Kinard’a göre çocuklar, olumsuz olayların sonuçlarının kendi kontrolleri dışında olduğu inancını taşırlar. Sosyal roller karmaşıklaştıkça bu rollere daha zor adapte olurlar, daha az anlayış geliştirirler. Duygusal olarak ise, şiddete maruz kalan çocukların çevrelerine daha az güven duydukları ve özellikle başarısız sonuçlar söz konusuysa daha gerçekçi oldukları görülmektedir. [15] Ayrıca saldırıya maruz kalan çocukların büyük ölçüde kendilerine zarar verici davranış eğilimleri göstermektedir.

 Bu çerçevede modern toplumların üzerinde durması gereken şey, motive edici unsurların kontrol altına alınmaması durumunda, kendileri için şiddetin daima potansiyel bir tehdit unsuru olacağıdır. [16]

 Çocuğa karşı şiddeti açıklamak için bir takım temel yaklaşımlar geliştirilmişse de bu yaklaşımların hiç birisi tek başına çocuğa yönelik şiddetin nedenlerini açıklayamamaktadır. Ancak çocuğuna karşı fiziksel şiddet kullanan anne – babanın, çocukluğunda aynı davranışla karşılaştığı görülmektedir. Ayrıca çalışmalar şiddet eğiliminin nesiller boyunca değişmeden devam ettiğini göstermektedir.

 Yapılan bazı araştırma sonuçlarına göre;
• Çocuğa karşı şiddetin yaşandığı ailelerde karı – koca çatışması, tatminsiz evlilik gibi özellikler bulunmuş ve aile içinde genellikle sözlü denebilecek bir şiddetin yaşandığı görülmüştür.
• Ebeveynlerden birinin üvey olması durumunda çocuğun şiddetle karşılaşma olasılığı fazladır.
• Çocuk bakımı ve karar alma konusunda eşit dağılımın yaşanmadığı ailelerde çocuğa karşı şiddet oranı yüksektir.
• Ayrıca, büyük ölçüde ailenin yaşadığı sıkıntılar ve ani değişmelerle çocuğa karşı şiddet arasında bir ilişki kurulmaktadır.
• Sağlık, ekonomik ve sosyal olanakların elde edilebilirliği ile şiddet arasındaki ilişkiye göre ise, şiddetin yaşandığı ailelerin daha az oranda toplumsal organizasyonlara katıldığı görülmüştür. [17]
• Türkiye’de yapılan çalışmalar ise “özellikle geleneksel aile yapılarında, konuşarak ikna etme yerine fiziksel cezalandırma yöntemlerinin sıklıkla kullanıldığını göstermektedir”[18]

Çocuğa Karşı Şiddeti Uygulayan Kimlerdir?

 Çocuğa karşı şiddeti uygulayan genellikle tanıdığı, evi, okulu, işyeri gibi yakın çevresinde bulunan erişkinlerdir. Aile içi şiddet çocuğa anne, baba ya da evdeki diğer büyükler tarafından, okulda şiddet ise öğretmenler ve diğer görevliler ya da diğer öğrenciler tarafından uygulanmaktadır. Bunlara ek olarak zihinsel ya da bedensel özürlü, hiperaktif ya da uyum güçlüğü çeken çocuklar şiddete daha sık maruz kalmaktadır. [19]

 Aile içinde; anne babanın yaşının çok genç olması, işsizlik, eğitim düzeyinin düşük olması, ekonomik düzeyin düşük olması, ailede uyuşturucu kullanımı ya da alkolizm, aile içi geçimsizlik, çok çocuklu aile ortamı, istenmeyen çocuk olma, anne ya da babada ruhsal bozukluk olması gibi etmenler çocuğa yönelik şiddetin artmasına neden olmaktadır.

 Okulda ise; çok kalabalık sınıflar, sosyal baskılar, disiplin yöntemi olarak dayağın kabul görülmesi ya da öğretmenin kişilik yapısına bağlı olarak şiddet artabilmektedir.

 Bunun yanı sıra çocuklar; kreşler, yuvalar, bakım evleri gibi kurumlarda da şiddete maruz kalabilmektedir. Buralarda uygulanan şiddet diğer yerlerde olduğu gibi fiziksel, duygusal ya da cinsel istismar şeklinde olabilir.

Fiziksel İstismarın (Şiddet) Çocuk Üzerindeki Etkileri

 Aile içi şiddetin önemli bir boyutunu oluşturan çocuğa karşı fiziksel ceza toplumuzda oldukça yaygın görülen bir disiplin yöntemidir. Ancak disiplin amacı ile uygulanan fiziksel ceza genellikle fiziksel istismar boyutlarında olmaktadır. Fiziksel şiddet bir kuşaktan diğerine aktarılmaktadır. Sosyal öğrenme teorisine göre çocuklar şiddet kullanmayı ve bunun normal bir davranış olduğunu anne-babalarının davranışlarını gözlemleyerek öğrenir.

 Yapılan bazı araştırma sonuçlarına göre;
• Fiziksel ceza gören çocuk kaygı yaşamakta ve içine kapanmaktadır. Bu çocukların benlik kavramlarının da olumsuz etkilediği belirlenmiştir.
• Fiziksel ceza ile öz saygının azalması ve psikolojik sorunlar arasında olumlu bir ilişki bulunmuştur.
• Fiziksel ceza çocukta saldırganlık ve şiddet davranışlarına yol açmaktadır.
• Şiddetli bir fiziksel ceza ile karşı karşıya kalan çocuk korkmakta ve kendisini çaresiz ve değersiz hissetmektedir.
• Çocukluklarında fiziksel ceza görmüş üniversite öğrencilerinin yoğun kaygı ve depresyon yaşadıkları, sosyal ilişkilerinin olumsuz olduğu belirlenmiştir.
• Şiddetli fiziksel cezaya maruz kalan çocuk bunu ebeveynliğin normal bir parçası olduğunu öğrenmekte ve bir yetişkin olarak aynı davranış kalıplarını kendi çocukları üzerinde uygulamaktadır.
• Şiddetli cezaya maruz kalanların kendi çocuklarını istismar etme olasılığı, bu tür davranış görmemiş çocuklardan 5 kat daha fazladır.
• Aile içi şiddet araştırmaları, çocuk ve ergen yaşta dayağa maruz kalmanın yaşamın sonraki devirlerinde eşe yönelik şiddet olgusunun hazırlanmasında etken olduğunu göstermektedir.
• Çocuklukta şiddete maruz kalan çocuk ileriki yaşantısında bunu sadece kendi çocuğuna yönelik olarak değil başkalarına yönelik olarak da kullanmaktadır.
• Babanın anneye saldırgan davranışını gören çocuklar, şiddet kendilerine yönelmese bile kurban durumundadır.
• Davranış sorunu olan çocuğun, saldırgan davranışları ile ebeveynlerin tutarsız bir disiplin yaklaşımı ve çocuğa ilgi ve desteğin bulunmayışı arasına pozitif bir ilişki vardır.
• Çocuklukta karşılaşıla fiziksel ceza sonucunda ilerideki yaşlarda ortaya çıkan saldırganlık davranışları erkeklerde kızlara oranla daha fazladır. [20]

Cinsel İstismar ve Ensest

 Cinsel tacizin tanımı konusunda tartışmalar sürmektedir, ancak çok özetle daha yaşlı ya da otorite konumundaki, ya da güvenilen birisinin gerçekleştirmesi ve bundan doyum sağlaması ile karakterizedir. Cinsel taciz direkt ya da in direkt olabilir.

 Çocuk cinsel tacizi bir çok kişi tarafından yapılabilir; anne, baba, üvey anne, üvey baba, kardeş, akraba, öğretmen, komşu veya herhangi bir yabancı kişi. Bir çocuk cinsel tacize uğradığında çocukta çoğu zaman rahatsız edici duygular, düşünceler veya davranışlar gelişebilir.

 Hiç bir çocuk cinsel tacizle başa çıkabilmek üzere psikolojik açıdan hazır olamaz. İki üç yaşındaki çocuk bile, her ne kadar böyle bir olayın yanlış olduğunu bilmese bile, ilerideki yaşlarında yaşadığı bu olaydan dolayı olumsuz bir şekilde etkilenecektir. Beş yaş ve beş yaşın üstündeki çocuklarda, taciz uygulayan kişiyi tanıyorlarsa bir karmaşa yaşamaları normaldir; bu tarz cinselliğin yanlış olduğunu bilmelerine rağmen, cinsel tacizi uygulayan kişiye olan sevgi ve bağımlılıklarından dolayı cinsel tacizi kimseye anlatmazlar.

 Çocuk cinsellikten kaçmaya çalıştığında, tacizci genelde çocuğu ya şiddet ya da artık onu sevmeyeceği gibi yaklaşımla tehdit eder. Tacizci aile içinden birisi ise çocuk diğer aile fertlerinin kızacağını, onunla utanç duyacağını düşünür ve hatta bu olayın duyulması durumda ailenin parçalanacağını bile düşünür. Bu tarz düşünceler ve duygular da çocuğun cinsel tacize katlanmasına neden olur. Cinsel tacize uğrayan çocuklarda genelde bazı ortak karakteristikler oluşur; özsaygıları düşük, hiç bir işe yaramama duygusu, seks konusunda tuhaf düşüncelerin oluşması, içine kapanık ve yetişkin insanlara fazla güvenmemek gibi. Hatta bazı çocuklarda intihara teşebbüs bile olabilir. Cinsel tacizi uğrayan bazı çocukların yeni ilişkilerini cinsellik üzerine kurdukları görülmektedir. Bu tarz çocuklar, yetişkin olduklarında genelde ya çocuklara cinsel taciz uyguluyorlar ya da para kazanmak için cinselliklerini kullanmaktadır.

 Çoğu zaman cinsel tacizin fiziksel belirtileri yoktur.Ancak bazı durumlarda doktorlar tarafından muayenede bir takım belirtiler bulunabilir. Cinsel tacize uğramış çocuklarda aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:
• Cinsellik veya seks konularına anormal ilgi gösterme veya tamamen ilgisiz kalma.
• Uyku sorunları veya kabus görme.
• Depresyon veya aile fertlerinden/arkadaşlarından uzaklaşma.
• Vücutlarının kirli olduğu veya cinsel organları bölgesinde bir sorun olduğu gibi düşüncelere sahip olma.
• Okula gitmeyi istememe.
• Normalin dışında yaramazlık yapma / söz dinlememe.
• Yaptığı çizimlerde, oynadığı oyunlarda cinsel tacizi andıran resimler/oyunlar.
• Anormal bir şekilde agresif olma.

Aile İçi Cinsel İstismar “Ensest”

 Kelimenin Latince aslı incestus olup sıfat olarak pis, kirlenmiş, temiz olmayan anlamına gelmektedir.ayrıca tanrılar karşısında da ahlaksız, uygunsuz, iffetsiz, suçlu karşılığında da kullanılmaktadır. İsim olarak ta kirlilik, iffetsizlik, uygunsuzluk demektir. Dilimizde karşılığı olmayan bu kelime Arapça’da fücurla karşılanmaktadır. Osmanlı – Türkçe sözlüğünde fücur; günah, zina olarak karşılık bulmaktadır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise; günahın her çeşidi olarak ifade edilmektedir. [21]

 Bu gün bu terim toplumumuzda “evlenmeleri, ahlakça ve hukukça, dince yasaklanmış (nikah düşmeyen) yakın akraba olan kadın ile erkeğin cinsel ilişkide bulunmaları” anlamında kullanılmaktadır.

 Ensest binlerce yıldan bu yana bazı istisnalar hariç bir tabu olarak görülmüştür. Tarihsel açıdan bakıldığında Peru, Mısır ve Japonya’da kraliyet ailesinin saflığını korumak için bu yolun meşru olarak kullanıldığı görülmektedir. Sofokles’in Kral Oidipus Tragedtyasında Oidipus’un istemeden babasını öldürdüğü sonra da öz annesi ile evlendiği ve Oidipus’un bu gerçeği öğrendikten sonra gözlerini kör ederek kendisini cezalandırdığı anlatılır. [22]

 Ensest geleneksel olarak biyolojik olarak akrabalığı olan aile bireyleri arasındaki ilişki olarak değerlendirilmektedir. Bu ilişki türü tarihte hep yasaklı bir tabu olarak görülmüştür. Klasik ensest ilişki sadece kan bağına dayanmaktadır. Yakın ilişkilerin kurulmuş olduğu, ebeveyn bağının ve güvenin oluşmuş olduğu veya ebeveynlerle olan ensest ilişki uzun yıllar boyunca görülmezlikten gelmiştir. Bu nedenle son yıllarda ensestin daha genel bir yaklaşımla çocukta cinsel istismar olarak değerlendirilmesi ve sadece cinsel ilişki dışında daha geniş anlamda cinsel içerikli davranışları da içermesi gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır.

 Ensest konusunda çeşitli tanımlar yapılmıştır. Bu tanımlamalarda iki temel faktör ön plana çıkmaktadır. Bazı araştırmacılar sadece çekirdek aile içindeki aile bireylerini bu kapsama alırken bazı araştırmacılar ise bakmakla yükümlü olan tüm kişileri biyolojik bağa bakmaksızın bu kapsama almaktadır. [23] İkinci faktör ise hangi tür davranışların bu grupta değerlendirilmesi gerektiğidir. Son yıllarda geniş anlamı ile cinsel içerikli davranışların “Ensest” kavramı kapsamına alınması gerektiği görüşü ağır basmaktadır.

 Tarihsel gelişim süreci içinde ensest birçok kavimde tabu olarak görülmüştür. Anaerkil bir toplumda totem kurallarının en katısı kız ve erkek kardeşler arasındaki cinsel ilişkidir. Ana soylu klan topluluklarında anne-oğul arasındaki ilişki en az kardeşler arasındaki ilişki kadar yasaklı ve tabu olarak karşılanmaktadır. Ancak ataerkil aileye geçişte olaylara yaklaşımda da bir farklılık ortaya çıkmaktadır. Babanın fizyolojik gerekliliğinin anlaşılması ile doğan ataerkil aile yapısının iki temel kavrama dayandığı görülmektedir. Bunlar;
1. İktidar tutkusu
2. Dölün devamıdır.

 Soygeliminin baba soyundan takip edilmeye başlanması, tek eşliliğin gelişmesi, mirasta çocukların öncelik kazanması, kız ve kadınların da mirasçı olarak kabul edilmesi ile soylar dikkate alınmadan ancak çok yakın kan akrabaları arasındaki evlenmeyi yasaklayan serbest evliliğe giden aşamaya gelinmiştir. [24]

 Ataerkil ailede, çocukların kimden doğduğu değil aynı samanda kimden geldiği de önem kazanmaya başlamış ve bunu sonucunda da baba da anne kadar çocuklar üzerinde söz sahibi konumuna gelmiştir. Bunu sonucunda da anaerkil aileden farklı olarak babanın da çocuklar üzerindeki her türlü cinselliğe yönelik eylemi ensest kavramı içinde değerlendirilmeye başlamıştır.

 Ensest vakalarının çoğu annelerin çocuklarındaki davranış sorunları sonucu çocuklarını bir uzmana götürmeleri sırasında araştırmalarla ortaya çıkmaktadır. Olayın kurbanlarının suçluluk, utanma ve dışlanma korkuları olayın bildirilmesini engellemektedir. Bu durum genellikle başka araştırmalar yapılırken rastlantı sonucunda ortaya çıkmaktadır. Günümüzde ise en çok tartışılan olayın sosyo-ekonomik boyutunun olup olmadığı, sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerde daha sık yaşanıp yaşanmadığı yönündedir. Ensestin sosyo-ekonomik düzeye bağlı olarak değişip değişmediği konusunda veri bulunamamıştır. Ancak yapılan araştırmalar, aile içi cinsel istismarda kişilik özelliklerinin önem kazandığını göstermektedir. Bunun yanı sıra ensest vakalarının çoğunluğunu baba ensesti oluşturmaktadır. Anne ensesti oldukça nadir görülmektedir.

 Ensest konusunda düşünülen risk faktörleri (ensestin olabileceğini düşündüren belirtiler) ise;
1. Alkolik baba
2. Alışılmışın dışında şüpheci ya da bağnaz baba
3. Otoriter baba
4. Annenin olmayışı ya da ailede koruyucu güç olmayı beceremeyen anne
5. Annenin ev işlerini yapan ve anne rolünü oynayan kız çocuğu
6. Anne babanın bitmiş ya da sorunlu cinsel yaşantılarının olması
7. Babanın kendi kontrolünü sınırlayan faktörler; madde bağımlılığı, psikopataloji, sınırlı zeka
8. Küçük kızda aniden gelişen baştan çıkarıcı tavırların varlığı
9. Çocuğun insanlara yakın ilişki kurmasına izin verilmemesi,
10. Anne babanın yabancılara karşı düşmanca, paranoid tutum içine girmesi,
11. Anne veya babanın ya da her ikisinin ailesinde daha önce ensest ilişkinin varlığı,
12. Babanın puberte döneminde kızına karşı aşırı kıskançlık göstermesi.

Ensestin Çocuklar Üzerindeki Etkileri:

 Ensestin çocuk üzerindeki etkileri; çocuğun saldırganla olan ilişkisine, seksüel aktivitelerin şekline, çocuğun işbirliğine, şiddet kullanımına, fiziksel zararın varlığına, çocuğun yaşı ve gelişim basamağına ve travma öncesi psikolojik gelişimine bağlı olarak değişmektedir. Ailenin olaya tepkisi de konu üzerinde etkileyici rol oynar.

 Cinsel istismara uğramış olan çocuklarda; parmak emme, tırnak yeme, enüresis, enkopresis gibi davranışlara sık rastlanmaktadır. Bunun yanı sıra fobiler ve uyku bozuklukları, kız çocuklarda erkek çocukların yanında güvensizlik ve anksiyete (kaygı) belirtileri, bulantı, kusma, karın ağrıları, baş ağrıları gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Daha büyük çocuklarda; suçluluk hissi ve depresyon görülebilir. Suçluluk hissi, olayın kendisinden değil aile fertleri ile daha sonra yaşanan olaylardan kaynaklanır.

 Adolesanlar; okulda akademik ve davranış sorunları, suça eğilim, konversif tablolar, panik ataklar yaşayabilirler (Panik ataklar; homoseksüel saldırı yaşayan erkek çocuklarda izlenir). Kirli ve değersiz olma hissi yaşanabilir. Adolesan kızlar; mazoistik çok eşli cinsel yaşam (bilinçsiz fantezilerine hitap ettiği için) tercih edebilirler. Ayrıca cinsel istismarın; genital hasar, hamilelik ve zührevi hastalık kapma fiziksel zararları da olabilir. [25] Yapılan bazı araştırmalarda kadınlarda uyuşturucu bağımlılığının daha yüksek oranda cinsel istismara uğrayan kişilerde ortaya çıktığı, daha sıklıkla frigide, çok eşlilik ve depresyon görüldüğünü ortaya koymuştur. [26]

 Bunun yanı sıra cinsel istismarın, kendileri da cinsel istismara uğramış kişiler tarafından sıklıkla yapıldığı da araştırma sonuçlarında ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak cinsel istismar, bireyin ebeveyn ve cinsel olarak fonksiyonlarını etkilemektedir.

Duygusal İstismar ve Çocuk İhmali

 Çocuk istismarının sıklıkla görülen bir başka tipi de ihmalidir. Çocuğun içgörüsünü ya da duygusal bütünlüğünü bozan her tür kronik eylem ya da eylemsizlik olarak tanımlanan Çocuk İhmali; çocuğa bakmakla yükümlü olan kişilerin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi, çocuğu fiziksel ya da duygusal olarak ihmal etmesidir. Çocuk İhmali kavramı son yıllarda ayrı bir kategori olarak ele alınmaya ve değerlendirilmeye başlanmıştır.

 Çocukla sürekli alay etme, aşağılama, çocuktan kapasitesinin ötesinde aşırı beklenti içinde olma, aşırı koruma, bağımlı kılma, aşırı otorite, çocuğun davranışlarıyla uyumsuz ağır cezalandırma ve iz bırakmasa da yüze şiddet uygulama, beslenme, giyim, tıbbi gereksinimler, duygusal ihtiyaçlar, veya optimal yaşam koşulları için gerekli ilgiyi göstermeme gibi eylemler Çocuk İhmali kapsamında değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra, çocuğu terk etme, gereksinimleriyle ilgilenmeme, yok sayma, çocuğun iletişim çabasına tepkisiz kalma da "eylemsizlik biçiminde" Duygusal Çocuk İhmal ve İstismarı olarak da tanımlanmakta ve bu tür ihmal davranışları çocuklar üzerinde olumsuz etkilere neden olmaktadır.

 Cinsel Çocuk İhmal ve İstismarı ve kronik fiziksel Çocuk İhmal ve İstismarı kaçınılmaz olarak duygusal zararlara yol açar, ancak şu anki pratikte bu zararlar duygusal Çocuk İhmal ve İstismarı olarak sınıflandırılmamaktadır.

 Çocuk İhmali olarak görülen davranışların çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri son yıllarda yapılan araştırmalarla ortaya çıkmaya başlamıştır. Örneğin; Çocuk Suçluluğu üzerine yapılan araştırmalar sonucunda da ailesi tarafından ihmal edilen çocukların suça yönelme olasılıklarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Bulgulara göre; çocuklarına karşı ilgisiz, sevgi ve şefkatten yoksun ya da onları açık bir şekilde reddeden 42 annenin %33,3’ü, 68 babanın %30,9’unun çocukları suça itilirken; bu biçimde davranmayan 339 annenin %17,4’ü, 286 babanın %16,1’inin çocuklarının suça itildiği ortaya çıkmıştır. Smith ve Walters tarafından babalar ve ailedeki işlevleri konusunda derlenen araştırma sonuçlarına göre erkek çocukların suçluluğuna, anneden çok babaların katkıda bulunduğunu göstermektedir. [27]

 Yine araştırma sonuçlarına göre “evden kaçma”, çocuğun yetersiz toplumsallaşmasına yol açan ana baba davranışlarına karşı antisosyal olarak nitelendirilebilecek bir davranıştır. Reddeden, ihmal eden, aşırı kısıtlayan, ilgisiz ana baba davranışları arasında ilişki vardır. [28]

 Ayrıca çocuk ihmali sonucunda açlık, hipotermi ya da donma nekrozlarının görüldüğü tıbbi araştırmalar sonucunda belirlenmiştir. KAYABEYOĞLU, bu tür vakaların ölümle sonuçlanabildiğini belirlemiştir.[29]

Ekonomik İstismar ve Çalışan Çocuklar

 Günümüz toplumlarının en önemli sorunlarından birisi de çocuk emeğinin istismar edilmesi ya da diğer bir deyişle çalışan çocuklar sorunudur. DİE 1994 yılı Çocuk Anketi sonuçlarına göre, ülkemizde 6 – 14 yaş grubunda ekonomik işlerde 1 milyon 8 bin çocuk çalıştırılmaktadır.

 Çalışan çocukların sayısı, kendi yaş gruplarındaki çocukların %8,5’unu oluşturmakta ve bu çocukların asgari çalıştırılma yaşı olan “15 Yaş”ın altında çalışmaya başladığını göstermektedir. Yapılan araştırma çalışan çocukların %41’inin okula devam etmediğini ve %59’unun da okula devam ettiğini göstermiştir. [30]

 Yine aynı araştırmada, çalışan çocukların %77’sinin tarım, %10,7’si sanayi, %5,1’i Ticaret ve %7,2’si hizmetler sektöründe çalışmaktadır. Çalışan çocukların eğitim durumları ise; %85,8’i ilkokulu bitirmiş ve %4, 6’sı ilkokulu terk etmiş ya da hiç okumamıştır. Bu çocukların %97,9’u zorunlu ilköğretimden sonra üretime katılmış %24,7’si çalışmaya başladıktan sonra Çıraklık Okulu’na gönderilmiştir. Çocukların %22,9’kız ve %77,1’i erkek çocuklardır. Yapılan bu araştırma, çocukların %48,4’ünün okumak istediğini başka bir deyişle okumaya özlem duyduğunu ortaya koymaktadır. Ancak bu özlem toplumsal ve ekonomik gerçeklerle sınırlanmakta yerini çalışma yaşamı ile ilgili başka özlemlere bırakmaktadır. Çocukların yalnızca %3,2’si gelecekte okula yeniden dönebileceğini düşünmektedir. Çocukların büyük çoğunluğu ise (%84,2) yaşamını hiç ara vermeksizin çalışarak sürdürebileceğini söylemektedir. [31]

 Çocukların çalışma nedenleri, Türkiye’nin sosyal, ekonomik kültürel sorunları ile yakından ilgilidir. Gelir dağılımındaki giderek artan adaletsizlik, yaygınlaşan yoksulluk, köyden kente hızlı bir şekilde göç ve bunun sonucunda ortaya çıkan toplumsal ve ekonomik sorunlar, kaçak işçiliğin artması, çocuk emeğinin ucuz olması ve işverenin de ucuz iş gücünü tercih etmesi sonucunda çalışan ya da çalışma hayatına itilen çocuk sorunu ortaya çıkmaktadır.

 Çalışan çocuk, yaşadığı bölgede yoksullaşan, o bölgede yaşama olanağı kalmadığı için göç eden; ama göç ettiği bölgede de aradığını bulamayan ailelerin çocuklarıdır. Çalışan çocuk ailesi yoksul olduğu için okuldan ayrılmış, yoksulluk koşullarında yaşamını sürdürebilmek ve yoksullukla savaşımında ailesini destekleyebilmek için üretime katılmak zorunda kalmış çocuktur. Çalışan çocukların ailesinin eğitim düzeyi düşüktür. Aileler genellikle çok çocukludur. Ailede genellikle birden fazla çocuk üretim sürecine katılmıştır. [32]

 Çocuklar, çalıştıkları sektörler ve çalışma şekilleri ne olursa olsun, çalışma hayatının ortak risk ve tehlikeleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Çalışılan ortam ve yapılan işler genellikle çocuklara uygun değildir ve çocukların fiziksel ve ruhsal sağlığını tehdit eder niteliktedir. Çocuklar; çocukluklarını yaşayacakları, eğitim görecekleri yaşlarda bu haklardan yoksun kalmakta ve ekonomik istismar ve sağlıksız koşullarda çalıştırılmaları nedeni ile sağlık sorunları yaşayabilmektedir.

3. ÇOCUK İHMAL ve İSTİSMARI ALANINDA SOSYAL HİZMET:

 1800’lü yılların sonlarında gönüllü çalışmalarla başlayan ve daha sonra profesyonel bir hizmet modeli haline gelen Sosyal Hizmetler, Sosyal Refah kavramının ortaya atılmasından sonra büyük bir gelişme göstermiştir. Sosyal Hizmetin mesleki etkinliğinin odağı, bireyin toplumsal işlevselliği ve çevresi ile olan etkileşimidir.[33]

 Sosyal hizmet mesleğinin diğer meslekler gibi sorun çözme fonksiyonu vardır. Sosyal hizmet değerlerini içinde bulunduğu toplumun kabul ettiği değerlerden almaktadır. Bununla beraber sosyal hizmet değerlerinin toplumun genel ve egemen olarak kabul edilen veya uyarlanan değerlerle benzer ya da aynı olması gerekli değildir.

 Diğer meslekler gibi sorun çözme fonksiyonu olan sosyal hizmetin “Çocuk İhmal ve İstismarı” sorununa ilgisiz kalması düşünülemez. Kaldı ki konu sosyal hizmetin temel alanlarından “Aile ve Çocuk Refahı” içerisinde ele alınmaktadır. Aile sorunlarının çözülmesi, ailenin düzenli bir şekilde gelişmesi ve devam etmesi amacını güden çalışmalar sosyal hizmetin “Aile Refahı” alanını oluşturur. Aile refahı ile birlikte düşünülen “Çocuk Refahı” alanı da önemli hizmetleri içerir. Çocukların refahına etki eden her husus aynı zamanda çocuğun üyesi bulunduğu bütün grupların, ailenin ve toplumun refahı ile ilgilidir. Çocuk refahı alanı bu bakımdan yalnız çocuk için değil tüm grubun refahı için toplum kaynaklarının düzenlenmesinin bir bölümünü oluşturur.[34]

 Ancak, Çocuk ihmal ve İstismarı olgusu sadece sosyal hizmetin aile ve çocuk refahı alanına girmemektedir. Çocuk ihmal ve İstismarı olgusunun çocuk üzerinde yarattığı tahribat nedeni ile başta psikosomatik rahatsızlıklar olmak üzere tıbbi ve psikiyatrik rahatsızlıklar da ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde çocuklarını ihmal yada istismar eden ailelerde ya da İstismarcılarda da benzer rahatsızlıklar görülebilmektedir. Nitekim psikiyatrların yaptığı bir araştırmada istismarcılarda çeşitli düzeylerde psikiyatrik bozukluklar saptanmıştır. [35] Bu da Çocuk İhmal ve İstismarının aynı zamanda psikiyatrik ve tıbbi açılardan da ele alınmasını ve yapılacak çalışmaların multidisipliner olmasını gerektirmektedir.

4. ÇOCUK İHMAL VE İSTİSMARININ ÖNLENMESİ ÇALIŞMALARI;

 "Çocuk İhmal ve İstismarının Önlenmesi"ne yönelik çalışmalar için üç aşamalı bir plan uygulamaya konmuştur.

BİRİNCİ AŞAMA “EĞİTİCİLERİN (PROFESYONELLERİN) EĞİTİMİ”

 Çalışmanın 1. aşaması eğiticilerin eğitimi aşamasını içermektedir. Bu aşamada Çocuk İhmal ve İhmal ve İstismarı’nın önlenmesi alanında çalışmak isteyen profesyonel meslek elemanlarının eğitimleri aşamasıdır. Bu aşama da 3 farklı yöntem kullanılmıştır.
1. Kendi Kendine Eğitim (Kitap, dergi, İnternet kullanımı, kongre, panel ve konferans gibi organizasyonlara katılım vb.)
2. Eğitici Yanında Eğitim (Yurt dışı ya da yurt içinde Çocuk İhmal ve İstismarı konusunda çalışma yürüten ve konusunda uzman olan kişilerin yanında çalışarak,
3. Eğitici getirerek kurs ve hizmet içi eğitim seminerleri,
• Aile Terapisi Teknikleri Eğitimi,
• İnsan İlişkilerinde Yaratıcı Drama Eğitimi,
• Psikodrama ve Grup Psikoterapisi Eğitimi.

İKİNCİ AŞAMA “KORUYUCU ve ÖNLEYİCİ ÇALIŞMALAR”

 Çalışmanın 2. aşaması; Çocuk İhmal ve İstismarının Önlenmesi için alınması gereken önlemler ile İhmal ve İstismara uğradığı belirlenen çocukların yeniden ihmal ve istismar edilmelerinin önlenmesi için yapılması gereken eğitim çalışmalarını kapsamaktadır. Bu aşamada Fiziksel, Cinsel, Ekonomik ve Duygusal İstismar ile Çocuk İhmali konularında eğitim ve tanıtım çalışmaları yapılmış bu amaçla yerel yazılı, işitsel ve görsel medya araçları kullanılarak televizyon ve radyo programları yapılmıştır.

 Bunun yan sıra profesyonellere yönelik formasyon eğitimlerine ağırlık verilmiş ve bu amaçla başta Milli Eğitim, Sağlık, Emniyet ve Sosyal Hizmetler çalışanları olmak üzere çocuk ile ilgili olan tüm kamu kurum ve kuruluşlarında konu ile ilgili hizmet içi eğitim seminerleri düzenlenmektedir.

ÜÇÜNCÜ AŞAMA "TEDAVİ ve REHABİLİTASYON"

 Çalışmanın 3. aşaması İhmal ve İstismar vakalarında 1 Derecede çocuğun ve 2. derecede ailenin örselenmesini önlemek ve bu amaçla Tedavi ve Rehabilitasyon Çalışmalarının yürütüleceği "ÇOCUK KORUMA MERKEZİ"olarak tanımlayabileceğimiz bir "ÇOCUK ve GENÇLİK MERKEZİ"kurulması ve işletilmesi çalışmalarını içermektedir.

 Günümüzde Çocuk İhmal ve İstismarı’nın giderek önem kazanması bu konuda verilmesi gereken tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin profesyonel ve işlevsel olarak planlanmasını gerektirmektedir. Özellikle fiziksel ve cinsel istismar vakalarında ilk muayene ve tıbbi tedavi sonucunda, çocuk ya bir Sosyal Hizmet Kuruluşu’na yerleştirilmekte ya da ailelerine teslim edilmektedir. Bu da çocukların ve ailelerin bir anlamda kendi kaderlerine terk edilmeleri sonucunu doğurmaktadır. Yeterli destek ve rehabilitasyon hizmeti alamayan çocuk ve aile yalnız bırakılma duygusu yaşamakta, bu da istismar sonrası örselenmenin devam etmesine ve giderek kronikleşmesine yol açmaktadır. Yapılan çalışmalar, yaşamlarının herhangi bir döneminde istismara uğramış kişilerin ileride kendi çocuklarına ya da çevrelerindeki diğer çocuklara karşı istismarcı bir tutuma girebildiklerini göstermektedir. Bu da fiziksel ya da cinsel istismara uğramış çocuklara ve ailelere yönelik rehabilitasyon programlarının hazırlanmasını ve uygulanmasını gerektirmektedir. Ancak bu tür rehabilitasyon programlarının uygulanabileceği bir merkez bulunmamaktadır. İstismara uğramış çocuklara ve ailelerine yönelik rehabilitasyon programlarının olmaması, korunma altına alınan ya da ailelerine teslim edilen çocukların mağduriyetini arttırmaktadır. Bu da çocukların ilerideki yaşamlarını direkt olarak etkilemektedir.

 Her hangi bir İhmal ve İstismar olayında acil müdahale edebilecek ve çocuk ve aile ile ilk görüşmeyi yapacak, travma sonrasında 1. derecede çocuğun ve 2. derecede ailenin örselenmesini önleyecek tedbirlerin alınmasını sağlayacak, çocuktaki ve ailedeki olası travma ve örselenmeyi tedavi ve rehabilite etmek amaçlı çalışmaların yürütülebileceği, yataklı ve ayakta rehabilitasyon hizmeti verebilecek, çocuk ihmal ve istismarı ile rehabilitasyon yöntemleri konusunda uzman personele sahip (ÇOCUK ve GENÇLİK MERKEZİ) kurulması; bir gereklilik olarak karşımıza çıkmıştır. “Çocuk Koruma Merkezi” olarak tanımlanan “Çocuk ve Gençlik Merkezi” için 180 – 200 M2 büyüklüğünde bir binanın asgari hizmetleri karşılayacağı hesaplanmış bu amaçla Mülkiyeti S.H.Ç.E.K.’e ait ve yıkıntı halinde terkedilmiş olan bir bina S.H.Ç.E.K. Genel Müdürlüğünden istenmiş ve Dünya Bankası’ndan sağlanan kredi ile 100.000.000.000.- TL (Yüz Milyar TL) harcanarak binanın onarımı ve tefrişi yapılmıştır.

 Sosyal Hizmetin; Koruyucu ve Önleyici, Tedavi ve Rehabilite Edici, Geliştirici ve Değiştirici işlevleri ile Sosyal Hizmette Mikro, Mezzo ve Makro yaklaşım modellerinin uygulanma alanı bulacağı Çocuk ve Gençlik Merkezi, aynı zamanda Multidisipliner bir yaklaşımla ve diğer meslek gruplarının de katkıları ile bir ekip çalışması halinde soruna müdahale edecek şekilde yapılandırılmaktadır.

 Çocuk İhmal ve İstismarı’nın önlenmesi konusunda yapılacak her türlü çalışma ve özellikle Fiziksel ve Cinsel istismar ile ağır ihmale maruz kalmış çocukların örselenmelerini en aza indirecek rehabilitasyon programlarının uygulanabileceği merkezin kurulmasından sonra, tüm eğitim çalışmaları ve konu ile ilgili projeler bu merkez tarafından hazırlanmakta ve uygulanmaktadır.

5. ÇOCUK ve GENÇLİK MERKEZİ KURULUŞ AMACI:

Çocuk Koruma Merkezi aşağıdaki hedeflere ulaşmak amacı ile kurulmuştur.

 Toplumun geleceğinde etki payı çok yüksek olan yeni nesillerin fiziksel ve ruhsal açıdan sağlıklı olması, kendi değerlerinin farkında olarak yetişmesi ve bu değerleri insanlığın yararına kullanabilmesi onlara sağlanacak olan koşullarla yakından ilgilidir. Çocuğun birey olarak çıkarını gözeten ve çocuğun çıkarını toplumun çıkarı ile bütünleştiren yaklaşım, çocuğun toplumun geleceği olduğu düşüncesine içerik kazandırmaktadır. Çocukların sorumluluk sahibi, bilinçli ve nitelikli bir birey olarak yetiştirilmesi toplumun bugünü ve geleceği ile örtüşmektedir. Birey olarak her çocuğun temel hak ve özgürlüklerden, sosyal ve ekonomik haklardan yararlandırılması, İhmal ve İstismar edilmesinin önlenmesi geliştirilecek olan çocuk politikalarının ve uygulamalarının özünü oluşturmaktadır.

 Ancak açıkça görülmektedir ki, çocuğun ihmal ve istismar edilmesi onun kişiliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Kişiliği olumsuz yönde etkilenen çocukların geleceği de tehlike altına girmektedir.

 Yapılan araştırmalar sonucunda "Çocuk İhmal ve İstismarının Önlenmesi" için gerekli olan koruyucu ve önleyici çalışmaların planlanması, organize edilmesi ve uygulanması; özellikle cinsel, fiziksel veya ağır ihmal sonucu travmaya maruz kalan çocuklar ile bu çocukların ailelerine yönelik, 1. derecede çocuğun ve 2. derecede ailenin örselenmesini önleyecek tedbirlerin alınmasının sağlanması; çocuktaki ve ailedeki olası travma ve örselenmeyi tedavi ve rehabilite etmek amaçlı çalışmaların yürütülebileceği, yataklı ve ayakta rehabilitasyon hizmeti verebilecek, çocuk, aile ve topluma yönelik çalışmaların uygulamaya konacağı tam donanımlı ve gerektiğinde uzun süreli rehabilitasyon çalışmalarının yapılabileceği ve "ÇOCUK KORUMA MERKEZİ" olarak tanımlayabileceğimiz bir "ÇOCUK ve GENÇLİK MERKEZİ" kurulması bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çocuk ve Gençlik Merkezinde;
• Çocuğun yüksek çıkarlarının korunması ana kriterdir. Bu amaçla kriz ve problem durumlarında müdahale edebilecek ve çocuğun örselenmesini önleyebilecek; ilk görüşme, teşhis ve tedavisinin yapılmasını sağlayacak bir “İlk Müdahale Ekibi”nin kurulmuştur.
• Cinsel ve fiziksel istismar ile ağır ihmal vakaları sonucunda çocuklar genellikle korunma ve bakım altına alınarak Sosyal Hizmet Kuruluşlarına yerleştirilmektedir. Ancak özellikle aile içi cinsel istismarı olarak tanımlanan (Ensest) vakalarda çocuk çok daha ağır bir travma yaşamaktadır. Böylesine ağır bir travma ile karşılaşan çocuk Emniyet, Hastane, Adli Tıp, Adliye ve Sosyal Hizmetler sarmalında gidip gelmekte böylece yaşadığı travma ve örselenme kronikleşmektedir. Bunun yanı sıra böylesine ağır bir travma yaşayan çocuğun yeterli tedavi ve rehabilitasyon programından yararlanamadığı da bir gerçektir. Travmaya maruz kalmış çocukların belli bir süre “ÇOCUK ve GENÇLİK MERKEZİ”nde verilecek tedavi rehabilitasyon hizmetinden yararlanması çocuğun daha az zarar görmesini ve ileride olabilecek olumsuzluklara karşı hazırlıklı olmasını sağlayabilecektir.
• Aile dışında oluşan Cinsel İstismar vakalarında çocukla beraber ailenin de travmaya uğradığı bilinen bir gerçektir. Ancak böyle durumlarda aileler genellikle içine kapanmakta, çocuklarına karşı nasıl davranacaklarını bilememekte bazen yanlış davranışlar gösterebilmektedir. “ÇOCUK ve GENÇLİK MERKEZİ” çocukların yanı sıra ailelere yönelik tedavi ve rehabilitasyon programlarının geliştirilmesi ve uygulanması alanında çalışmalar yürütecek şekilde çalışmaktadır.
• Böyle bir travmaya maruz kalan çocukların okul ve arkadaş çevresinde de örselendiği bir gerçektir. Çocuk Koruma Merkezi tarafından aynı zamanda okul ve arkadaş çevresine yönelik çalışmaları da planlayacak ve organize edecek şekilde programlar geliştirilmektedir.
• AÇSP ve Sağlık Ocakları ile iş birliği yapılarak doğumdan itibaren ihmal ve istismar konusunda risk taşıyan ailelerin belirlenerek çocuk gelişimi ve psikolojisi konularında hizmet götürülmesi gerekmektedir. Bu amaçla İl Sağlık Müdürlüğü ve Üniversiteler ile iş birliği yapılmaktadır.
• "Ana-baba okulu", "evliliğe hazırlık" gibi herkesin katılabileceği kurslar açılarak evliliğe veya çocuk sahibi olmaya hazırlanan çiftlere rehberlik edilmesi çalışmaları merkez tarafından planlanmaktadır.
• Kendine güvenli, saygılı ve her zaman kendini aşmayı hedeflemiş bireyler yetiştirebilmek için onların haklarına doğdukları andan itibaren saygı gösterilmesinin sağlanması ve bu konuda etkili bir mücadele için tüm kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütlerinin güç birliği yapmasının sağlanmış ve ortak çalışmalar organize edilmektedir.
• Çocuk İhmal ve İstismarının, genelde gizli tutulması eğiliminin olduğu bilinen bir gerçektir. Ailelerin ihmal ya da istismar konularında konularda daha rahat yardım almalarını sağlamak amacı ile profesyonel meslek elemanlarına internet üzerinden erişim sağlanması için bir “İnternet Sitesi” kurulmuş olup Aralık 2004 tarihinde hizmete girecektir.
• İhmal ve İstismar, sonucu evinden kaçan, sokakta çalışmak ya da sokakta yaşamak zorunda kalan çocukların ailelerine geri dönmelerinin sağlanması ve sokak çocuklarının oluşumunun önlenmesi Çocuk ve Gençlik Merkezi’nin hedefleri arasındadır.
• Yapılan araştırmalar suça yönelen çocukların büyük kısmının ihmal ya da istismara uğradığını göstermektedir. İhmal ve istismarın azaltılması ile suça itilmiş çocuk olgusunun azaltılabileceği düşünülmektedir.
• İhmal ve İstismar sonucu oluşabilecek Ergen İntiharlarının asgari düzeye indirilmesi merkezin hedefleri arasındadır.
• Mahkeme aşamasında çocukların örselenmesinin önlenmesi ve bu amaçla gerekli yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için Baro ile iş birliği yapılmakta ve ortak çalışmalar organize edilmektedir.
• İhmal ve İstismar vakalarında çocukların basın ve görsel medya yoluyla örselenmelerinin ya da istismar edilmesinin önüne geçilmesi için kurumsal önlemlerim alınması yönünde kamuoyu yaratılması merkezin görevleri arasındadır.

 Çocuk İhmal ve İstismarının Önlenmesi alanında yapılacak çalışmaların daha etkili olması için Başta Aydın Valiliği olmak üzere İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü, İl Sağlık Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İl Emniyet Müdürlüğü, Adli Tıp Kurumu, Adnan Menderes Üniversitesi, Jandarma, Aydın Barosu, Aydın Belediyesi ve Sivil Toplum örgütlerinin katkı ve katılımları sağlanmıştır. Söz konusu kurumların katkı ve katılımlarının sağlanması, kurumlar arasındaki eşgüdüm ve koordinasyonu sağlamaktadır.
 

Duyurular

T.C. DEVLET BAKANIMIZ SN. SELMA ALİYE KAVAF 31 TEMMUZ 2010 TARİHİNDE AYDIN’I ZİYARET EDİYOR SOSYAL HİZMETLER SEKTÖR TOPLANTISI İl Sosyal Hizmetler Müdürü Bilal ÇENET 'in Yaşlılar Haftası Kutalama Mesajı 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜ KUTLUYORUZ. İL SOSYAL HİZMETLER MÜDÜRÜ BİLAL ÇENET’İN " Yeni Yıl Kutlama Mesajı" İL SOSYAL HİZMETLER MÜDÜRÜ BİLAL ÇENET’İN "Kurban Bayramı Kutlama Mesajı" İL SOSYAL HİZMETLER MÜDÜRÜ BİLAL ÇENET’İN "Öğretmenler Günü Kutlama Mesajı" İL SOSYAL HİZMETLER MÜDÜRÜ BİLAL ÇENET'İN "RAMAZAN BAYRAMI" KUTLAMA MESAJI İL MÜDÜRÜMÜZ BİLAL ÇENET'İN 2009-2010 ÖĞRETİM YILI MESAJI YETİŞTİRME YURDU YARARINA İFTAR YEMEĞİ

Haberler

 Devlet Bakanımız Sayın Selma Aliye KAVAF'ın Çocuk Evimizi Ziyareti.  Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Selma Aliye KAVAF İlimizi Ziyaret Etti.  Shçek Spor Minik Kızlar Hentbol Takımı Türkiye 4.’sü olmuştur.  Valimiz Hüseyin Avni COŞ Yetiştirme Yurdu Öğrencilerimizi 2.Kez Ödüllendirdi.  Yetiştirme Yurdu Gençleri "Gençlik Haftası" Dolayısıyla Valimizi Makamında Ziyaret Ettiler.

Nöbetçi Eczaneler





Webdesign: cagrikesen - TEKBİM - 2009